26 Ağustos 2011 Cuma

istifamı geri alıyorum :P

dün akşam, önümüzdeki bayram tatilinde sokakağzına gitmek için çılgınca planlar yapıp beni ikna etmeye çalışan md'den gelen "inci" ile bi hayli güldüm... teşekküler md :)
kısaca geçen dialog;
- sokakağzı... düşünsene süper..... çok gitmek istiyorum....... hesap yaptım şu kadar.... zaten burda durup bi yerlere gitsek de bu kadar.......
- (ben) o kadarla kalmaz söyliyim.... ben gitmek istemiyorum....
- valla çok bozuldum, şimdi bekar olsaydım böyle olmıcaktı (bok vardı evlendik der içinden:)
- (ben) seni engellemek istemem sen gidebilirsin ama benim içimde bi huzursuzluk var ve gitmek istemiyorum........ ayrıca kurbanda gideriz söz......
- ................................................. (ben tam duşa girecekken md'den gelen inci) atalarımız ne demiş bugünün tatilini kurbana bırakma :))))))
- (ben) ...................... VALAHEEEEEYYY :D

ve perde kapanır... :P


22 Ağustos 2011 Pazartesi

koca hallerinden istifa ediyorum.

evet. zaten görüldüğü üzere pek bir başarılı olamamışım. bu başlık bana göre değil. aslında, sırf toplumun gözünde kocam olduğu için koca halleri koymuştuk bu oyunun başlığını belki. eğlendiğim zamanları yazarım sandım, olmadı. çünkü kocalık kavramını edinemiyor beynim ve zorlama bişeyler yazacağıma istifa ediyorum (zaten yazı konusundaki yeteneksizliğim malum:) neyseki şurda hepi topu iki kişiyiz.
ben kimseye bişey yazmak zorunda değilim, zaten birileri okusun diye de yapmadık bu hadiseyi. kendi kendime istifa ediyorum işte. bu güzel bir alan. kimseye bir şey belli etmeden at koşturma alanı.
şuan ya hormonlarımın etkisi ile ya da kendimi iyi hissettiğim bir düzeyde bulunmadığımdan kara bulutlar var kafamda.
neyse, ben bi süre düşünücem.

keşke düşündüklerimi yazabilme gibi bir yeteneğim olsaydı. belki ne hissettiğimi anlatabilirdim. ya da benim için bir deşarj olma yöntemi olurdu. bu gibi zamanlarda yazardım ve kurtulurdum. ama maalesef...

16 Ağustos 2011 Salı

vosvosun var derdin var, eder sana dünyayı dar :)

geçen hafta perşembe sabahı doli'nin çalışmaması ile işlerimize, herkes gibi, toplu taşıma araçlarını kullanarak gittik (en azından ben öyle yaptım). kullandığım güzergahta sabahları trafik ve balık istifi otobüsler olmadığından büyük bir sorun teşkil etmedi benim için yayan olmak. tek sıkıntı ayaklarımı vuran ayakkabılarım idi :( bugün artık arabamızı çalıştırma kararını verdik ve sabah, tocamın şirket arabası ile poposunda ittiği arabamızı ters şeride girmek marifeti ile yokuş aşşağı salıp vurdurarak çalıştırmak istedik. il başta becerdiğimizi de sandık ama akünün ömrü daha fazla vefa etmedi doliyi çalıştırmaya :) biz de uygun bir yere çekip arabayı adil ustayı almaya gittik. ilk iş yanına aldığı aküyü denemek oldu ustanın. zaten biz de farların düğmesini açık unuttuğumuzu görsek aküden olduğunu anlayacakmışız :) vosvoslarda akü takviyesi biraz teferruatlı bi iş. biz de dolinin arkasını kamp masa ve sandalyeleri ile doldurduğumuzdan önce onları ordan tahliye etmek zorunda kaldık. bir de ne görelim kocaman kocamın yıllar önce kaybettiği ve benim çöpe attığımdan şühelendiği, fakir ama çizikten önünü göremeyen güneş gözlüğü arka koltuktaydı :) keyfi yerine gelen md, araba olmasa da olur "ben gözlüğümü buldum bu bana yeter dedi :P

not: md; kocaman kocam :)
doli; bizim emektar vosvosumuz, çeyizimin en değerli parçası ;)

12 Ağustos 2011 Cuma

ramazanda zam

konunun bu sefer kocaman kocamla bir alakası yok. geçen hafta pazar günü kosovada yaşayan akrabalarımızla birlikte annemlerde yemekteydik. kosovada ne var ne yok vs. diye konuşurken sevgi kosovada et fiyatlarının 6 eur olduğunu, ramazanda ise 4 eur'ya indirildiğini, hatta bazen ücretsiz verildiğini söyledi. bu kosovada yaşayan dar gelirli aileler için güzel bi haber. diğer taraftan kendini müslüman ülke olarak lanse eden türkiye'de durum daha farklı. ramazan'ın gelişiyle avuçları kaşınan firmalar ürünlere zam yapmakta herhangi bir sakınca görmüyorlar... şimdi soruyorum; kim daha müslüman?
ya da illa birilerinin daha mı müslüman olması gerekli?
müslüman dinini ve kendini övünce benim de bunları sorasım geliyo haliyle...

5 Ağustos 2011 Cuma

yapma be teoman din kardeşiyiz :P

koltuğuna yapışan siyasetçilere alışan bi bünye olduğumuzdan insanların mesleklerini, mevkiilerini terk etmeleri, jübilelerini yapmaları pek alışık olduğumuz bir durum değil malumunuz...

dün akşam teoman'ın müziği bıraktığı haberini aldık haber bültenlerinin birinden. kocaman kocam üzüntüyle bu haberi verirken bana, mutfakta kokusundan da tadından da pek haz etmediğim soğanları bir seferde doğrayıp kurtulma derdindeydim bundan olsa gerek, konuyu büyük bir olgunluk ve teoman kuulluğuyla karşıladım başta :) zaten bana göre sesi çok da güzel değildi teocan'ın müziği bırakmasında bir mahsur görmedim, doğal karşıladım. zira yaşlanmış ve yaşadığı boyuttan bıkmış olabilirdi. o da insandı ve ömrünün sonuna kadar biz onu seviyoruz diye koşuşturacak, beste çıkaracam diye ter dökecek hali yoktu... bu ilk düşüncelerim ilerleyen saatlerde kocamın olayı bi hayli içerlemesi ve internetten sevdiği şarkılarının kliplerini döndürmesi ile yerini tuhaf bi duyguya bıraktı. mantık bitmiş, geçmiş gençlik hatırlanmış, çok derinlerde bi yerlerde çalan şarkıları dinlerken neler yaşadığımı düşünmeye başladım. teoman gençliğin ilk yıllarıymış meğer, hatırladım dün akşam,güzeldi...
sonra yataktan unuttuğum teoman şarkılarını dinlemeye devam ettim, hüzünlendim biraz :)
uykum açılınca huysuzluk ettim, dön dolaş kocaya azap çektir... olmadı uyuyamadım...
kocaman kocamın kolları sarınca beni uyumuşum, misss...

not düşmek gerekirse; yer ev, takvimler 4 ağustosu gösteriyordu...

3 Ağustos 2011 Çarşamba

ben okurum ama burcu okuyamaz :)))

"ya ne demek istiyosun sen" diye girişilebilir böyle bi kocaya ama ben ve konuyu duyan arkadaşlar (özellikle kumandan) hem çok güldük, hem dilimize düştü kocaman kocam :)


elbette niyeti kötü değildi ama niye beni harcadı orda, hızlı okuyamıyorum diye, anlamadık ve bi hayli de komikti. bi süre kurtulamazsın bu mevzuudan.


not düşmek gerekirse; olay gelibolu cennet koyda vuku buldu, 30 temmuzdu takvimler :)

kocalar hep böyle mi?

yoksa bu cinsiyetlerinden kaynaklı bi durum mu bilemiyorum; pratik zeka !
bir kaç seferdir tuvalet çıkışında yayılan ve benim parfümüme benzeyen kokunun izini çok fazla sürmemekle birlikte, sonradan kokusu çıktı :)
kocaman kocam wc çıkışları benim parfümümü tuvalete sıkmakta herhangi bir sakınca görmemişti. durumu anlayıp parfümlerimi yatak odasına götürünce "bari birini bıraksaydın" pişkinliğiyle güldürdü :) ne diyebilirim ki.
wc kokuları icat oldu, bilginize sayın kocam :P